Konudan bağımsız olarak insanın kullandığı kelimeler genelde istenilen duyguyu yaşatıyor. 15 yaşımda bekaretimi kaybettim diye kime anlatsam üzülünecek bir şey olduğu izlenimini veririm. 15 yaşında ilk defa sikiştim la desem uğruna kadeh kaldırılacak bir maharet olduğunu hissettiririm. Aklımda seninle ilgili kalan coğu şey böyle kelimelerden oluşan duygular olsa ne kadar saçma olduklarına kendimi inandıracağım, ama bu öyle bir şey değil. Sevdiğimiz diziyi beraber izledikten sonra senin ne kadar mutlu olduğunu görmenin kelimelerle alakası yok. Uyumak üzereyken bana seninle konuşmayı ne kadar özlediğini anlatmanın kullandığın kelimelerle alaksı yok. Sütyeni kafana geçirip miki mause taklidi yaparken sana karşı hissettiklerimin kelimelerle alakası yok. Ya da tekila içerken neyin şerefine içeceğimizi tartışırken kadehini kaldırıp beraber geçirdiğimiz bir haftaya demenin kelimelerle alakası yok. Hissettirdiği duyguların gerçek olduğunu bildiğim sürece hangi kelimeleri kullandığının bir önemi yok.
Delirmenden korkmadığımı kendime tekrar edip dursam da, salak insanlar için kendi yarattığın bir hücrede beyninin mantıklı kısımlarının cılız haykırışlarını dikkate almayarak yavaş yavaş çürümen beni endişelendiriyor. Kim bazen dünyanın sonunun gelmesini istememiştir ki? Utanmadan itiraf ediyorum, yalnız yatıp uyuyamadığım bazı gecelerde hepimizin sonunu getirecek kimyasal bombayı heyecanla bekliyorum_sizin de yaptığınız gibi. Bombanın patladığı zaman youtube'da kimyasal reaksiyonlar yüzünden biyolojik bozulmaya uğrayan insanlar izleyeceğimizi biliyorum. Dijital televizyonlara aylık üyelik fırsatından yararlanıyoruz ki ölümümüzü net izlemenin vereceği tadı yakalayalım. Hepimizin ölmesini sağlayacak mucizeyi tasarlayan varlığın kimyasının en az 2 olması gerekiyordur herhalde. Notu ortalamaya etki edebilsin ki kıyamet koptuktan sonra olanları bir üst sınıfta gözlemlesin. Finansal kuruluşların cökmesiyle oluşacak kaosu tahmin etmek beni heyecanlandırıyor (i am jack's sick fucking mind). Kendi yokoluşumuz sadece basit bir handicap, herkesten ve tüm pisliklerden arındırılmış bir dünyaysa ultimate boonumuz olacak bizim. Sonrasında hayatta kalan brand new bir incil yazarak peygamber olsun isterse, o saatten sonra kimsenin umursayacağını sanmıyorum(Jerard ibnesine saygılar).
Hayatımda övünebileceğim bir meziyetim olmalı. Öldükten sonra kuzey karolayna eyalet hastanesinin morgunda yapılacak otopsimde acı hissetmeyecek olacağımı bilmem övünebileceğim bir maharetim değilmiş. Ölümümü beklerken oyalanmak dışında kendimi biraz olsun geliştirmem lazım, hayatımın anlamsızlığında oyalanmak için icat edilmiş her şeyden nefret edip hergün bir parçamı daha yemekten vazgeçmem lazım.
İlaçların ve uyuşturucuların bir yararı olduğunu nasıl da hemen kabul ettik. Kafamızı siken, beyin hücrelerimizle cinsel ilişkide bulunan, vücudumuzun her noktasının ırzına geçen, bağışıklık sistemimize tecavüz eden küçük ve şirin yardımcılarımızı çok seviyoruz. Yararlarından çok zararları olsa da hayatı; ensesi kalın,götü yumuşacık, ilaç satışlarından hayvani paralar kazanan insanların yerine bizim için daha rahat hale getirdikleri için seviyoruz. Sigarayı bırakamadığı için keyifle içiyor gibi görünen arkadaşlarımıza, sigara dumanından başı ağrıdığında ağrı kesici almalarını salık veriyoruz. Milyon dolarlık bu sektörlerde bizim de birer domalmış insan bedeni olduğumuzu farkedemiyoruz. Nikotin sakızlarıyla,hipnozla,elektrikli sikimsonik sigarayla,akapunkturla sigarayı; metadonla, terapiyle, uyuz seanslarla uyuşturucuyu bırakmaya çalışıyoruz. Uyuşturucu örneginin saçmalığını farkeden oldu mu? Metadon onlarca kimyasal uyuşturucu-bıraktırıcı uyuşturucudan biri. Fakat sigara için günümüz kimyası ve biyolojisi yetersiz kalıyor, nikotin bağımlılığınızı engellemek için terapilerimize gelin, sakızımızı çiğneyin, bir süreliğine sakızı çıkarın ve muhteşem elektronik sigaramızın tadına bakın; ve sadece küçük bir servet ödeyerek sigaradan kurtulabilme şansını yakalayın!
Reklamlar bitti. Bin metrelik bir koridordan geçiyorum şu anda. Kapkaranlık, önümü görebilmemin imkanı olmadığı gibi karanlıktan korkmamamı sağlayacak aydınlık bir hedefim de yok. Ellerimle yoklayarak ilerliyorum, boğazım korkuyla o kadar şişmiş ki kalbimin, bir örse koyulmuş, başına inip beynini kremalı mantar çorbası haline getirecek çekiç darbesini bekleyen yavru köpeğinki gibi bir dehşetle atışının artçı şoklarını en yoğun orada hissediyorum. Vücuduma yapabileceğim her yardımı yapmış olmanın verdiği haklı gururla kafayı tam anlamıyla yemişken küçük bir ışık huzmesini farkedebilmemin verdiği rahatlamayı varın siz düşünün. İçimde bir umutla yürüyüp kaynağın küçük bir anahtar deliği olduğunu farkediyorum. Orası koridorun geri kalanında korktuğum bütün o götünden iltihaplar akan ve işeme borusundan kusan cenavarların olmadığı tek yer. İçerde ben uyuyorum tek kişilik bir yatakta yarım kişilik yer kaplayarak. Nerden geldiğini koridorda durarak öğrenemeyeceğim, tüm uyuşturucuların toplamından daha fazla zihnimi rahatlatacak bir ışıkla aydınlatılmış oda- ve ben. Kapıyı bir kere açmayı deneyip fazla umutlanmadan yürümeye devam ediyorum. Milyonlarca defa bu umutla denediğimi ve hayal kırıklığına uğrayarak karanlığa oturduğumu biliyorum. Artık biraz daha ileriye yürüyüp kapıyı açmamın bir yolunu bulmam lazım. Bir gün, yatağın yanımdaki boşluğunu doldurup kendimle barışık bir şekilde o hep dışardan gördüğüm odada yatabileceğim, huzurla. Ama öncelikle bunun için yürümem lazım. Cehenneme giden yolda yüz çizme eskitmektense sağlam bir çizmeyle ve küçük bir umutla yürüme tercihini coktan yaptım(selam olsun sana,kurtçuk).
Güzel psikiatristimin yanında uyandım. Kafatasımın yarısı kesilmiş ve beynime elektrotlar bağlanmış bir halde. Recovering...Consciousness...Verifying...Sanity... %78 completed... İşlemci %22lik kısmı bulamadığı için üzgün homurtular çıkarırken, güzel ve akıllı doktoruma çocukluğumdan başlamadan önce, çocukken ne kadar saf ve temiz olunduğunu, evhamlı bir paradoxal ve bir o kadar mahzun ve orospusal bir bakış açısıyla değerlendirmek gerektiğini anlatıyorum. Kendimden neden nefret ettiğimi anlayamadığımı söylüyorum. Güzel olmanın, kendimden nefret etmemle alakasının kurulduğu anda kafamın taşak gibi olduğunu ve kendi şeytanlarımla ateşli bir şekilde sevişiyor olduğumu hatırlatıyor sağolsun güzel doktor. İşlemci en sonunda %100e olaştığında o da beynimin içindeki her zamanki yerini alıp yanımdan ayrılıyor-her zaman yaptığı gibi. Bazı şeyleri i like the way they are neticede.
Hava karardı ve artık sıkıldım. Dünya enerjiden tasarruf etsin diye bana sormayıp yılda iki kere metabolizmamın canını acıtmaya sebebiyet veren saatle oynamı işlemini yapanlardan da sıkıldım. Parka gidip salıncakta az sallanırken gece lambasının verdiği az ışıktan yararlanmak istedim. Cebimden iphoneumu cıkarıp "karanlıkta salıncakta sallanırken dinlenecek sarkılar" yazıp gugılladım. Şarkıyı 2nesil sonrasının amına koyacak baz istasyonlarının güven verici hızıyla hemen indirip usb ile ipoduma attım. Kablosu altın suyuna batırılmış kulaklığım taktım ve sesi açtım. Cebimden orrrospu çocuğu imzalı kitabımı çıkarıp aşk hakkında bir şeyler öğrenebileceğim eğlenceli bir yolculuğa çıkmaya hazırlandım. Çıkamadım. Her yerden sesler geliyor ve biliyorum ki bu, "karanlıkta salıncakta sallanırken dinlenecek şarkı"dan gelmiyor. Ayıklayamadığım cızırtılar içinde milyon tane abuklama. Sese iyice abandım ve teknoloji beni yanıltmadı, kafamın içinde yankılanan fısıltıları sikip attı. Düşünmeye ihtiyaç duymak için gereken bütün sebepleri yok ettikten sonra gönül rahatlığıyla 22 sayfa okudum. Böylesi bir ambiyansta o kadar mutluyken (mutlu hissederken) salıncağın tek zinciri koptu ve dengemi kaybedip düştüm. Adolf Hitlerin beynini kemiren kurtçukları hazmetmeye çalışan vebalı farelerin mutasyon sonucu oluşan tek bacaklı ve tek gözlü böceğinin larvasında gelişim evresini tamamlamış bir yaratığın nefesiymiş gibi hissettiğim bir rüzgar lambayı söndürüyor. Kulaklığım yok, kitabım düştü ve tek ışık kaynağı belirsiz ay sayesinde oluşuyor. Ancak o zaman beynimin içinde yankılanan devanası ninnisine odaklanabiliyorum...
Bayıltana kadar yalar ayıltana kadar sikerim gibi bir söz öbeğini kendi kişisel iletisi seçmiş ademoğluymuşum gibi coşku ve özgüven doluyum. Çünkü ben beynimin bana oynadığı bir başarısızlığım. Ümitsizliğimden doğan çaresizlikte tetiği her çektiğimde egoma bir delik açtım-eşşeğin siki gibisinden bir boyut var orda şimdi arkasını görebileceğin. Zaman ruhumu delen ve acımı hafifletecek yegane ilizyonsa ölüm bana yakışabilecek tek gerçeklik. Karamsar değilim, ama işlemcimöin uyarılarına göre %100de de değilim cünkü doktorum gene yanıbaşımda. Trapezde yürüyen bir palyaçonun maskeli suratının altında hissettiği gerilime hasret kaldım ay ışığını görebildiğim zamandan beri- tam olarak 2 dakikadır. O anda fısıltıları doktorumdan dinlemek daha rahatlatıcı geldi, tanıdık bir yüze duyduğum sevgi dolu özlem yüzünden değil, o orospuyu her gördüğümde kafamın yerinde olmadığını biliyorum çünkü.
Change is what we need diyor ve yes you cant diye devam ediyor. Bildiğim şeyleri söylemesi canımı sıktı. İpodun öteki kulaklığını ben çıkarıyorum ve herkese selam ediyorum doktorum vasıtasıyla. Gidip söylesin istediklerine! Gelin benim yuvama. Neler var yuvamda gözünüzle görün. Orada iyi ve uslu çocuklar kuma gömülmüş vaziyette kumdan kaleler yapıyor. Bu esnada hayatları için karar verip kendileri için en doğru olanı yapmaya çalışıyorlar. Bazen böcek yiyorlar ama bana (kendime) yedikten sonra yanlış bir şey yapıp yapmadıklarını soruyorlar. Belki bir gün böcek yemek zorunda kalma olasılıklarını hesapladıkları için yiyorlar. Ben de esrar içme ihtimalime karşılık sigara içerim. Ciğerleri alıştırıyor. Böceği varın siz düşünün gönül dostları. Ben sallandığında beni düşürebilecek bir dünyada küçük noktaları kavramayı ne kadar başarabiliyorum diye düşünüyorum. Poloraid fotoğraf makinem olsaydı küçük noktaları doyasıya çekip deviantartıma koyardım. Hem anında görüntü. Hem hesaplı. Aynalardan ve sudan uzak dur ama. Seni sana hatırlatma durduk yere. Canını mı sıktım? Sinirlendirip kumdan kaleni yıkmana mı neden oldum? Kıyamam ki... Oyuncaklarını dağıtma, sütünü iç ve uyuşturucudan uzak dur. Hayatın karanlık yüzüne gülümse ve ağaçları sev. Yerelmalarını ve karahindibayı da. Saf mutluluğuna yeteri kadar değer verdiğinden hep emin ol ve asla sikip atma. Çünkü o zaman seni olduğun gibi görüyorum. Çünkü o zaman kirpiğine takılmış çapağı görüyorum. Çapak ile tatak, ve kulağından akan iltihap. Beynin başka bir yakarışı. Ne oldu sana böyle? Biraz önceki halinden ne kadar farklısın? Yoksa beni biraz önceki halinle yıllardır kandırıyor muydun? İşkencenin en ağırını yaşatmak isterim sana çocuk. Tavana bağlı ipin ucundaki paslı kancayı ayak başparmağına takarak başaşağı etmek istiyorum seni. Belki tırnaklarının altındaki ete toplu iğneler sokup burun kanatlarını makasla keserim. Ya da gözkapaklarına, kendisi level atlamış bir iğne olan yorgan iğnesini yavaş yavaş sokup gözlerine battığı andaki o tarif edilemez hissi sana yaşattırırım. Hep seni düşünüyorum melekimmm. Kaderin ördüğü ağdaki başaşağı durumuna kıyasla bunu tercih edeceğini biliyordum zaten xD. Kova yaptım ayaklarının altına. Kanın yeterli seviyeye ulaştığı zaman 2.5 litrelik pet şişemi kesmekten onur duyacağım. Sonra beraber içeriz mutluluğun yasadışı yeşilliğiyle sarmalanmış hayallerimizi. Hayal kurmak güzeldir ve kafamız dumanlıyken hayallerimizden doyasıya konuşmak huzur vermeyi başarıyor ne kadar saçma olsa da.
İpodu yerde bırakıp ayağa kalkıyorum. Fısıltılar devam ediyor ve hep edecek, lakin benim söyleyeceklerim bitti. Lambanın vermeye başladığı titrek ışığa gözümün ucuyla bakmıyorum bile. Ay ışığı o an için yeterince aydınlık. Tatlı rüyalar. İyi geceler, yedi cüceler. Hitler.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

"Ben Jack'in feryat figan ağlayan midesiyim." Mickey mouse südyeni ile karanlık koridor arasındaki geçişin ister istemez beni güldürdü, hatta halen gülüyorum. "Ben Jack'in ağlamak isteyen göz pınarları."
YanıtlaSilamet :M
YanıtlaSil