İlk entryim olması şerefine günlük tadında bir yazı yazı yazmaya karar verdim, 5. 10. 28. entrylerimde de aynı bahaneyi kullanabilirim gerçi, o yüzden fazla artizlik yapmamak lazım.
Bugün sapık gibi 6'da uyandım; 2 gündür sürdürmek için g.tümün çıkmasına sebebiyet veren koşularıma bir yenisini daha eklemek için. Bir sakız ağzıma atıp müziğin beynimdeki yankısında ayılmaya çalışarak Seymenler Parkı'na doğru yola çıktım. Sabahları havanın ne kadar keskin ve ayıltıcı olduğuna kimbilir kaçıncı kez şaşırarak koşturdum az biraz. İyice gaza geldikten sonra (ve 58 tane yaşlı başlı insanın benimle aynı tempoda koşturduğunu idrak edip üzüldüğümde) "lan az sınırları zorlayım kaç yaşındayım" diye düşündüm. Yokuşun başında pozisyonumu alıp Lamb of God'ın güzide Fake Messiah şarkısını açarak koşturmaya basladım yokuş yukarı. Enfes playlistim kendisinden beklentilerimi boşa çıkarmadı ve beni sanki bir troll warlordmuşçasına, sanki bir Zatopekmişçesine kendimden geçirdi. Yamulmuyorsam 4.defa yukarı çıkarken bacaklarımın yavaş yavaş pelteye dönüşmesi gibisinden acayip bir deneyim yaşadım. Lakin içinde bulunduğum rage bunu iplemememi sağladığı için zirveye doğru olan koşuma devam ettim. Semptomlar nefesimin kesilmesi, sapan saçma şeylerin gözlerimin önünde nonstop dönüp durması ve kalbimin adeta bir Richard Christymişcesine tempo tutturması şeklinde devam edince heaaasiktir nidasıyla çimenlere çöktüm ister istemez.
Yanımdaki fıskiyenin ağzına ağzımı dayayıp hayvanmışçasına suyu emmememi ne engelledi hala bilemem. Cüzdanımı unuttuğuma bayağı bir üzüldüm yani. Hatta bu hafif kaldı çimenlerin üstünde tepinip delicesine çığlıklar ve şuh kahkahalar atacaktım mnskym susuzluktan. Sigara ne kadar ebemi s.kmis bugün daha bi anladım onu. Tek sigara değil tabi total olarak ciğerlerin ırzına geçmişim kaç zamandır. Neticede bacaklara daha fazla acı vermeyeyim diye topallarken, bir yandan da gözümden benekler uçuşurken eve geri döndüm. Müziği de kapattım dönüş yolculuğunda evet, yüzüm kalmamıştı ne de olsa. Evde de az daha spor yapacaktım ama oturduğum yerden kalkmayı başaramadım, oturdum wow oynadım uyuz gibi. Fakat sonrasında insan gibi bir kahvaltıyla kendimi ödüllendirdim, hem de south park eşliğinde. Sonra Lovecraft'a kaldığım yerden devam ettim, daha da etmeye niyetliydim ama lanetli bir Kal' ranon icadı olduğundan süphelendiğim msn kanıma girdi ve gene bilgisayarın başından kaldırmadı. Zaman kavramını kaybetmişim sonra, takur tukur sesler duyana kadar. Saat 3 olmuş bi de utanmadan dışarda dolu yağıyormuş meğer. Leş gibi sıcaklarda büyük bir çoğunluğun gıptayla bakacağı bu durumu kaçırmaya gönlüm razı olamadı tabi. Dışarı attım kendimi, enfes de ıslandım ama beklediğimden bayağı bir uzun surdu artık ebem s.kilmeye baslamıştı resmen. Yaz yağmuru bir buçuk saat sürer miymiş lan diyecem ama dolu yağdığından ters giden birşeyler olduğunu farketmeliydin Agent Scully. Geri gelmece, internette takılmaca, dotanın yeni çıkan ve nerdeyse her bi s.kimin bir şekilde değişmeyi başardığı versiyonunu ağız acık bakıp kavramaya çalışmaca, finalde de oturup blog yazmaca. Yazdıktan sonra uyuyacam krallar gibi çünkü yarın cüzdanımla ve müziğimle bir kez daha gidecem koşuya. Bu sefer ağlamamaya çalışacağım.
Günlük olayını cidden özlüyor insan ya, kaç yıl geçti arada taklitleri gibi bir kaç şey yapsam da tam olarak günlük tutmanın verdiği hazzı vermiyor hiç bi s.k. Gerçi haz da değil tam olarak ama bilemedim nasıl bir hissiyattır. Ağıza kremşanti sıktıktan sonra kola içerek kremşantinin iç gıdıklatıcı bir zevkle kabarmasını hissetmek gibi birşey günlük yazmak. Kısaca güzel, arada yapın tavsiyem olsun.
Nereden okuduğumu hatırlayamadığım için kaynak gösteremeyeceğim ama İsviçreli bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre blog tutmak insanın kendi kişiliğini asla yansıtmadığı; bir nevi yeni çağın hastalığı olmuş (nüv eyc diziiz). Bir kısım blog kullanıcısı kendisinin ne kadar acılar içinde olduğunu, life is not fair yada only god can judge me fuck you asshole gibi ne kadar acı çektiğinden bahsederken geri kalan kısım eheloy cok param var şöyle başarılı eğitim yada iş yaşantım var gibisinden detaylarla eşşek gibi mutlu, üretken, s.kici bir insan olduğundan bahsediyormuş sadece. Bunun ne kadar yanlış bi tespit olduğundan filan bahsedecek insan ben değilim tabii, ama doğruysa da sadece hangi gruba gireceğini öğrenmek için blog açabilir insan. Demek ki çağın hastalığına yakalanıp yakalanmayacağını görmek için çağın hastalığıyla sevişiyorum an itibariyle.
O değil de şu hastalığa yakalandığımda da (belli değil o daha aslında, hemen kabullenmiş gibi görünmek istemem) adamakıllı yakalansam keşke. Gönül ister süper metaforlarla süslediğim, efsane tespitlerimle herkesin aklını aldığım, beyin fırtınalarıyla ve espriktüel kişiliğimle süslediğim sayfalar dolusu yazılarımla popüler kültür sux yeaa, underground rulaz dedirtecek bir blog hazırlayayım, süper resimlerle insanlardan +repleri toplayacağım, siteye girenlerin My Playlistimi görüp onlar için seçtiğim best of Empyrium, Lacrimas Profundre, Anathema, efendime söyleyim Opeth şarkılarıyla şaşkına çevireceğim, okuyanın saniyesinde msn adresinde kayıtlı samimi dostlarına linkini yapıştırıp "abi çok başarılı ya" veya "kızım çok goth yea" veya "gelinim sen anla dude" gibi kısaca tanımlayacağı bir blog hazırlayayım. O sabıra ve işsizliğe sahip olsam da hazırlayabilsem keşke amına koyim hiç popüler olmayı beceremiyorum.
Uzun lafın kısası ay lev blog. Kısa bir an durup düşününce bugün olan neleri yazmamam lazım diye; zaten birşeyler yazmaya ihtiyacım gelmiş gibi hissediyorum. İhtiyacım geliyor benim öyle arada, ihtiyaç duymam ben. İlham perisi her zaman tinkerbell gibi g.tünde dolaşıp durmuyo insanın sonuçta, bazen sinir stresi en iyi şekilde kullanan canlılardan biri olarak seninle yaptığı neredeyse her savaşı kazanan bir sineğe yapacağın gibi 2 parmağınla 2kanadından tutmak gerekiyor. Avucunda hapsedip ehe mehe diye millete göstermen yada açık pencereden fırlatmak senin tercihin ondan sonra. Gerçi zaten herhangi bir periye de ihtiyacın olmuyor yazmak arzusu böyle küçük detayların önüne geçip ihtiyaç halini alınca. İlse diye sayıklayarak duvarları tırmalarken karşındaki insanın "İlse" olup olmadığından nereye emin olabilirsin sonuçta. Yada zerre umrunda olur mu allasen o esnada. Yazmak lazım, hikaye dinlemek lazım, zaman zaman da ilham perisine orta parmağı gösterebilmek lazım. Daha anlatılacak çok hikaye var, elinde de yalnızca bir ömür var lan. Siktirsin gitsin tinkerbell.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder